Ceza Davaları

Ceza hukuku genel olarak toplumun düzenini korumayı amaçlar bu sebeple kamu hukuku kapsamına girmektedir. Devlet mevcut düzeni korumak için bir takım hareketleri suç olarak düzenler ve bu fiileri işleyenleri cezalandırır. Ceza davaları bu cezalandırma işlemini ifade eden davalardır.
Ceza yargılaması sırasında uygulanması gereken bir genel ilkeler vardır. Bunlardan ilki şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Suçun işlendiğine ilişkin ufak bir şüphe dahi olsa bu şüphe sanık lehine yorumlanmalı ve beraat kararı verilmelidir.
İkinici olarak masumiyet karinesi ilkesi vardır. Masumiyet karinesi bir kişinin suçu ispatlanana kadar masum sayılmasını ifade eder. Bu ilke Anayasa tarafından da güvence altına alınmıştır. Ceza davaları ikiye ayrılır bunlardan ilki ağır ceza davaları, ikinci ise asliye ceza davalarıdır.

Ağır Ceza Davaları

Alt sınırı 5 yıl veya daha yüksek olan davalara ağır ceza davaları denilmektedir. Bunun yanında kanun tarafından da bir takım suçların ağır cezada görülmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu tür suçların ceza miktarına bakılmaksızın ağır ceza mahkemesinde görülmesi gerekir. Örneğin; nitelikli dolandırıcılık, bilişim sistemleri aracılığıyla dolandırıcılık, nitelikli zimmet, hileli iflas gibi suçlar ağır ceza mahkemesinin görev alanına girer. Ankara gibi büyük illerde çok sayıda ağır ceza mahkemesi bulunur bu sebeple aralarında iş bölümü vardır. Ağır ceza davalarında avukat yardımı alınması çok önemlidir. Zira insanın özgürlüğünü ilgilendiren bu tür davalarda yapılacak hatalar çok pahalıya mal olur. Bu sebeple ağır ceza yargılamasında uzman avukat yardımı almak çok büyük önem taşır. Ankara da görev yapan bir ağır ceza avukatı olarak bu konuda oldukça fazla tecrübeye sahibim. Konuyla ilgili hukuki bir desteğe ihtiyacınız olursa bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Asliye Ceza Davaları

Ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen suçların yargılaması asliye ceza mahkemesinde yapılır. Asliye ceza mahkemesi genel görevli mahkemedir. Asliye ceza mahkemesinde hapis cezası verildiğinden insanların bu davaları hafife almaması gerekir. Bu tür davalarda mutlaka uzman bir ceza avukatı tarafından takip edilmelidir. Asliye ceza davaları genel olarak; hakaret, tehdit, şantaj, basit yaralama, taksirle yaralama, cinsel taciz, müstehcenlik, fuhuşa aracılık gibi davalardan oluşmaktadır.

Yeni Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesiyle, ceza mahkemelerinin verdiği mahkumiyet kararlarının neredeyse yüzde 70 i netice olarak adli para cezası verilmesi şeklinde oluyor. Bu ise, “Ceza kanunları sadece fakirler için geçerlidir” söylentisini pekiştirmektedir.

Mesela 3167 sayılı Çek Kanununun 16.maddesine göre, ilk defa karşılıksız çek düzenleyene -mükerrir olmadığından iyilik olsun amacıyla- hapis cezası verilemez;bunun yerine çek bedeli kadar adli para cezası verilecektir.Bu para cezasının üst sınırı da 80.000,00 YTL olacaktır.Eğer bu para cezası ödenmezse, ilk defa çeki karşılıksız çıkanın yatacağı hapis tam 800 gün olacaktır.Halbuki çeki ikinci defa karşılıksız çıkana -mükerrire- böyle bir halde 1 yıl hapis cezası verilecek ve üstelik bu ceza ertelenebilecek de.
Bu sonucun 3167 sayılı Kanunun 16.maddesinin amacına açıkça aykırı olduğunu düşünmekteyim.Buna göre, 16.madde Anayasaya aykırı hale -Yeni TCK.nun adli para cezaları müessesesi yüzünden- gelmiş bulunmaktadır.
CGK nun yukarıda belirtilen yeni kararı genel uygulamaya yön verebilirse, benzer birçok çelişkiyi de gidermiş olacaktır. Aksi halde, mesela 16.maddenin Anayaya aykırılıktan dolayı iptalinin istenmesi kaçınılmaz olacaktır.

 

ceza-davasi

Yorumlar (2)

  1. Cemil
  2. Anıl