Avukat Dinç Can Kaptan'ın BBC gazetesi Bilişim Suçları Dijital Şiddet üzerine son röportajını okumak için lütfen tıklayın.  Cumhuriyet Gazetesi'nde de yayınlanan bu röportajı Cumhuriyet Gazetesi üzerinden okumak için ise lütfen burayı tıklayın.

Tedbirsizlik ve Dikkatsizlik Sonucu Ölüme Sebebiyet Verme

T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
E. 2007/9-192
K. 2007/211
T. 16.10.2007
• TAKSİR ( Toplumsal Yaşamda Belli Faaliyetlerde Bulunan Kimselerin Başkalarına Zarar Vermemek İçin Bir Takım Önlemler Alması ve Bazı Davranış Kurallarına Uyma Zorunluluklarının İhlal Edilmesi Olduğu )
• TAKSİRLE ÖLÜME SEBEBİYET VERME ( Eğik Durumda Bulunan ve Arızalı Olduğu Açık Şekilde Belli Olan Basket Potasına Asılarak Ölen Kişi – Basket Potasını Tamir Eden Kişinin Sorumlu Olmadığı/Ölenin Kendi Kusurundan Ötürü Olayın Meydana Geldiği )
• NEDENSELLİK BAĞI ( Eğik Durumda Bulunan ve Arızalı Olduğu Açık Şekilde Belli Olan Basket Potasına Asılarak Ölen Kişi – Basket Potasını Tamir Eden Kişinin Taksirle Ölüme Sebebiyet Vermediğinin Kabul Edileceği/Ölenin Kendi Kusurundan Ötürü Olayın Meydana Geldiği )
• KUSUR ( Taksirle Ölüme Sebebiyet Verme/Sağlam Potalar Arasında Eğik Olduğu Açık Şekilde Belli Olan Potaya Asılarak Ölen Kişi – Basket Potasını Tamir Eden Kişinin Kusuru Olmadığı )
765/m.455
5237/m.85
ÖZET : Uyuşmazlık; olayda öğrenicinin ölümü ile üniversite yönetiminin sözlü talebi üzerine eğik durumda bulunan basket potasının tamiratını üstlenen sanığın eylemi arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığına, dolayısıyla sanığın ölümden sorumlu olup olmadığına ilişkindir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkan ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Olay tarihinde davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olduğuna ilişkin kuşku bulunmayan öğrencinin, arkadaşlarıyla geldiği basketbol sahasında oynayabileceği başka sağlam potalar varken, olağan dışı bir şekilde eğik duran ve yerle bağlantı noktasındaki asfalt kazılarak kullanılamayacak bir görüntüye kavuşturulan, bununla da yetinilmeyerek demir bir boruyla desteklenen ve devrilmeye elverişli bu durumu itibarıyla da asılmanın tehlikeliliğini her gözleyene açıkça gösteren potanın çemberine koşarak gelip asıldığı ve tümüyle kendi kusurlu hareketi sonucu potanın kendi üzerine düşmesine sebebiyet verdiği sabittir. Bu tür bir oluşta başkalarının müterafık kusurunun varlığını ve etkinliğini aramak ve ceza sorumluluğunu bu dağılımla belirlemek isabetli değildir. Öğrencinin ölümünden dolayı sanığın sorumlu olduğunu kabul ederek mahkumiyetine karar veren Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olmadığından bozulmasına karar verilmelidir.

DAVA : 14.04.2002 tarihinde taksirle ölüme neden olma suçundan sanık Erol İnanlı’nın 765 sayılı TCY.nın 455/1-son, 59. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 90.877.000 lira ağır para cezasına mahkumiyetine, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, yargılama giderinin tahsiline ilişkin Eskişehir 3.Asliye Ceza Mahkemesince verilen 12.11.2003 gün ve 542-710 sayılı hükmün, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 20.10.2005 gün ve 3666-7891 sayı ile;

“… Sanığın potayı tamir etmek için üniversite ile bir sözleşme yapmadığı, yardım amacıyla işi üstlendiği olaydan önce potayı kontrol ettiği ve kaynak işi yapılıncaya kadar önlem amacıyla potayı demir ile desteklediği ve basketbol sahasının tadilat nedeniyle de kapatıldığı dikkate alındığında, sanığın alabileceği başka bir önlem olmadığı, bu nedenle ölüm ile sanığın eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı gözetilmeden, belirtilen bu hususlar yeterince tartışılıp derlendirilmeden düzenlenen bu nedenle de oluşa ve dosya kapsamına uygun düşmeyen bilirkişi raporuna itibarla yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi…” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.

Eskişehir 3.Asliye Ceza Mahkemesince 21.3.2006 gün ve 981-304 sayı ile;

“…Sanık Erol İnanlı’nın 16.04.2002 tarihli rektörlük hukuk müşavirliğinde alınan ifadesi ve tüm dosya kapsamına göre, basketbol sahasındaki potanın tamirinin sanığa teklif edildiği sanığın tamiratı üstlendiği, bu nedenle olayda illiyet rabıtasının kabulü gerektiği, sanığın eğilmiş potayı tamamen aşağıya indirmek için kırmaya çalıştığı, esaslı tamirat yapılıncaya kadar daha fazla eğilmesin ve herhangi birisinin üzerine düşmesin diye yere taş koyup onun üzerine de demir boruyu potanın altına gelecek şekilde geçici olarak askıya aldığı, Cumartesi günü sağlam olarak yapacakken yağmur yağdığı için çalışmadıkları, pazar günü de olayın meydana geldiği, sanığın üniversite yönetimi ile sözleşme yapılmasa da tamir işini üstlenmiş olup tehlikeyi öngörerek savunmasında belirttiği tedbirleri aldığı, ancak yağmur yağması nedeni ile bu işin sağlam yapılmasını ertelediği, bu nedenle olayda 4/8 oranında kusurlu bulunduğu…” gerekçeleriyle ilk hükümde direnilmiştir.

Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istekli 10.07.2007 gün ve 164317 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Osmangazi Üniversitesinin açık spor tesisleri içinde yeralan basketbol sahasında ayak demirleri çürüdüğü için kısmen eğik durumda bulunan ve sanığın tamiratını üstlendiği bir basket potasının çemberine asılan Serkan Kaymak’ın potanın yıkılması sonucu altında kalarak başından yaralanıp kaldırıldığı hastanede ölmesi şeklinde gerçekleşen yargılama konusu maddi olayda, Yargıtay 9. Ceza Dairesi ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulu’nca çözülmesi gereken hukuksal uyuşmazlık; olayda Serkan Kaymak’ın ölümü ile üniversite yönetiminin sözlü talebi üzerine eğik durumda bulunan basket potasının tamiratını üstlenen sanığın eylemi arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığına, dolayısıyla sanığın ölümden sorumlu olup olmadığına ilişkindir.

5237 sayılı TCY’nın 22/2 maddesinde taksir, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Taksirin tanımına yer vermeyen 765 sayılı TCY’nın 45. maddesi, cürümlerde kastın aranacağı kuralını koyduktan sonra, bu kuralın istisnası olarak “failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır.” demek suretiyle, kast olmaksızın da bir kimsenin taksirli davranışı nedeniyle cezalandırılabileceğini kabul etmiş, aynı yasanın bazı hükümlerinde “tedbirsizlik”, “dikkatsizlik”, “meslek ve sanatta acemilik”, “nizama evamir ve talimatlara riayetsizlik” kusurluluk halleri olarak belirtilmiştir.

Taksir, görüldüğü gibi istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkan ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202; 13.12.1993 gün ve 221-317 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;

1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

2- Hareketin iradiliği,

3- Neticenin iradi olmaması,

4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

5- Neticenin öngörülebilir olması, şeklinde kabul edilmektedir.

Bütün suçlarda olduğu gibi, taksirli suçlarda da hareket ile sonuç arasında bir nedensellik bağının varlığı cezalandırmanın koşuludur. Taksirli suçlarda nedensellik bağının varlığının kabulü için, failin hareketinden bağımsız bir etkenin sonuca tek başına neden olmaması gerekir. Sonucun tamamen mağdurun kusurlu hareketinden kaynaklanması halinde bir başkasını bu sonuçtan sorumlu tutma olanağı bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında dosya içeriğindeki tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde;

14.04.2002 tarihinde Serkan Kaymak’ın üzerine düşerek ölümüne neden olan basket potasının Osman Gazi Üniversitesi açık spor tesisleri içindeki başka potaların da bulunduğu basketbol sahasında yer aldığı, sahanın etrafının 3 metre tel örgü ile çevrili olduğu ve kapısız iki girişinin bulunduğu, ölüme neden olan potanın zemine bağlantı kısmından öne doğru kısmen eğildiği, bu nedenle zemine bağlantı yerindeki asfaltın kazıldığı ve potanın demir bir boruyla desteklendiği anlaşılmaktadır.

Olayın daha öncesinde de Osman Gazi Üniversitesinde çeşitli yapım ve tamirat işlerini alan sanık, yine basketbol sahasının aydınlatılması ve yan kenarlarına kanal döşeme işlerini yazılı sözleşme ile üstlenmiş, ayrıca sözleşme harici olarak sahaya iki adet ilave pota yapılması ve eğik durumda bulunan bir basket potasının tamiri işini de kabul etmiştir. Böylece eğik potanın tamiri yapılırken gerekli önlemlerin alınması sorumluluğu üniversite yönetiminden sanığa geçmiştir. İşin sözleşme haricinde hatıra yada üniversite yönetimi ile olan iyi ilişkilere binaen üstlenilmiş olması, sanığın tamir süresince gerekli önlemleri alma sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Ancak bu husus, meydana gelecek bütün sonuçların sorumluluğunun ceza hukuku ilkelerine aykırı olarak nedensellik bağı aranmadan doğrudan sanığa ait olacağı anlamına da gelmemektedir.

Polis tarafından düzenlenen tutanaktaki “girişlerde her iki kapıda da naylon poşet içerisinde “tadilat dolayısıyla basket sahasına girmek yasaktır” levhasının bulunduğu, naylon içindeki kağıtların düzgün olduğu, levhaya bağlayan telin yeni olduğu, kağıtların kuru olduğu” şeklindeki tespitin olaydan bir gün önce şiddetli yağmur yağması sonucu tamiratın yapılamadığına ilişkin savunmada yeralan beyanlar ile çelişmesi ve tanık beyanları arasındaki farklılıklar nedeniyle, olayın meydana geldiği yer ve çevresinde olaydan önce herhangi bir uyarı yazısının bulunup bulunmadığı hususu kesin olarak saptanamamakta ise de; olayın oluş şekli gözetildiğinde bunun bir önemi bulunmamaktadır. Çünkü herhangi bir uyarı levhasının bulunmadığı kabul edilse bile birden fazla sağlam potanın bulunduğu bir sahada yerle bağlantı noktasındaki asfalt kazılmış ve altından demir bir boruyla desteklenmiş olan eğik durumdaki bir potanın bu mevcut tehlikeli görünüşünün asılabilecek bütün uyarı yazıları ve işaretlerinden daha uyarıcı olduğu açıktır.

25.08.1984 doğumlu lise öğrencisi olup olay tarihinde davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olduğuna ilişkin de kuşku bulunmayan Serkan Kaymak’ın, olay günü arkadaşlarıyla geldiği basketbol sahasında oynayabileceği başka sağlam potalar varken, olağan dışı bir şekilde eğik duran ve yerle bağlantı noktasındaki asfalt kazılarak kullanılamayacak bir görüntüye kavuşturulan, bununla da yetinilmeyerek demir bir boruyla desteklenen ve devrilmeye elverişli bu durumu itibarıyla da asılmanın tehlikeliliğini her gözleyene açıkça gösteren potanın çemberine koşarak gelip asıldığı ve tümüyle kendi kusurlu hareketi sonucu potanın kendi üzerine düşmesine sebebiyet verdiği sabittir. Bu tür bir oluşta başkalarının müterafık kusurunun varlığını ve etkinliğini aramak ve ceza sorumluluğunu bu dağılımla belirlemek isabetli değildir. Ölenin bizatihi kendi kusurlu eylemiyle gerçekleşen bu olaydan dolayı sanığı cezaen sorumlu kabul etmek olanaksızdır.

Bu itibarla, olay tarihinde Serkan Kaymak’ın ölümünden dolayı sanığın sorumlu olduğunu kabul ederek mahkumiyetine karar veren Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olmadığından bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise, direnme kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Eskişehir 3.Asliye Ceza Mahkemesinin 21.03.2006 gün ve 981-304 sayılı direnme kararının BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 02.10.2007 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 16.10.2007 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.