Çeyiz Senedi, Çeyiz Senedinin İptali, Çeyiz Senedinin Geçerliliği, Çeyiz Senedinde ki Mallar

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

• GAYRİMENKUL DEVRİNİN RESMİ ŞEKİLDE YAPILMASI GEREĞİ ( Mehir Senedinin Geçersiz Olması ve Gayrimenkulün Tescilini veya Bedelinin Verilmesini Talep Hakkı Doğurmaması )

• RESMİ ŞEKİL ŞARTI ( Gayrimenkul Devrinde – Mehir Senedinin Geçersiz Olması ve Gayrimenkulün Tescilini veya Bedelinin Verilmesini Talep Hakkı Doğrumaması )

• MEHİR SENEDİYLE YAPILAN GAYRİMENKUL BAĞIŞ VAADİNİN GEÇERSİZ OLMASI ( Gayrimenkul Mülkiyetinin Devrinde Resmi Şekil Şartı )

• TAPU İPTALİ VE TESCİL TALEBİ ( Mehir Senedine Dayanarak – Mehir Senedinin Geçersiz Olması ve Gayrimenkulün Tescilini veya Bedelini Talep Hakkı Doğurmaması )

ÖZET :Görülmekte olan davaya konu taşınmazın, evlilik birliğinin kurulmasından sonra davacının da katkısıyla edinildiği veya davacı tarafından edinildiği halde mirasbırakan eşi adına tapuya tescil edildiği yönünde bir iddia ve bu yolda dayanılmış bir olgu yoktur. Dava dilekçesinde bu yolda bir iddia ileri sürülmediği gibi, davanın sonradan bu yolda ıslahı da sözkonusu değildir. Tersine, mirasbırakan durumundaki koca adına tapuya kayıtlı olan bir taşınmazın, evlilik birliğinin kurulması aşamasında mehir senediyle davacı kadına bağışlandığı ileri sürülmüştür. Özel Daire kararında açıklandığı ve esasen Yerel Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, tapuya kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin naklini öngören her türlü sözleşmelerin geçerli olabilmesi, resmi şekilde düzenlenmeleri koşuluna bağlıdır. Davada dayanılan mehir senedinin bu şekle uygun olmaması nedeniyle hukuken geçersiz olduğu açıktır. Geçersiz sözleşmeler, herhangi bir hak ve borç doğurmazlar; taraflar ancak o sözleşme nedeniyle karşı tarafa verdiklerini geri isteyebilirler. Somut olayda davacının anılan sözleşme nedeniyle verdiği herhangi bir şey de yoktur. Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki teslim ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Konya Asliye 1. Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen incelenmesinin taraflar vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesini ilamı ile, ( “…Davacı, davalıların babası Osman ile 1984’de evlendiklerini, çeyiz senedi yaptıklarını, murisin ölümünden sonra davalıların kendisini evden atmak istediğini ileri sürerek senetteki malların aynen teslimi olmazsa 680.000.000.TL.nın faizi ile ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Davalılar senedin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir.

Mahkemece 1 göz oda bedeli yönünden davanın kabulüne, diğer istemlerin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.

1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2. Davacının dayandığı 25.9.1984 tarihli evlenmeden mütevellit verilen mehirsenedi başlıklı belgede 1 göz oda 15 m2 yerin davacıya verileceği yazılıdır. Taşınmazın 13 parsel üzerinde bulunduğu ve tapulu olduğu açıktır. Tapulu taşınmazların mülkiyetinin naklini içeren sözleşmelerin Borçlar Kanunu 213 maddesi, Medeni Kanunun 634. maddesi Tapu Kanunu 26-27 ve Noterlik Kanunu 60. maddeleri uyarınca resmi biçimde yapılması şarttır. Dayanılan sözleşme haricen düzenlenmiş olduğundan geçersizdir. Bu sözleşmeye dayanarak mülkiyet devri yada bedel istenemez. Mahkemece bu kalem isteğin de reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği düşünüldü:

KARAR : Dava, mehir senedine konu menkul ve gayrimenkul malların aynen teslimi, bu mümkün olmadığı takdirde bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davalıların miras bırakanı Osman Kaynarca ile davacının 1984 yılında evlendiklerini, miras bırakanın 25.9.1984 tarihli mehir senediyle bazı ev ve ziynet eşyalarını ve ayrıca 500 metrekarelik bir tarla ile 15 metrekarelik bir göz odayı davacıya bağışladığını, ancak edimini yerine getiremeden öldüğünü, mirasçıları olan davalıların da bu malları davacıya vermediklerini; miras bırakan ile 11 yıl evli kalan davacının yaşlılık döneminde ona baktığını, dava tarihinde 71 yaşında olduğunu, gelirinin de bulunmadığını ileri sürerek, mehir senedine konu menkul ve gayrimenkul malların davacıya aynen teslimine, bu mümkün olmadığı takdirde ise bedellerinden şimdilik 680.000.000 TL. nin tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında miktar yönünden davasını ıslah etmiştir.

Davalılar vekili, davada dayanılan mehir senedinin tapulu gayrimenkulün bağışlanmasına ilişkin olması ve resmi şekilde düzenlenmemesi nedeniyle geçersiz bulunduğunu, bu senede dayalı olarak herhangi bir hak talep edilemeyeceğini, davaya konu menkullerin ise miras bırakan tarafından davacıya teslim edildiklerini savunarak davanın reddini istemiştir.

Yerel mahkemenin, mehir senedinde yazılı 15 metrekare odanın bilirkişice belirlenen değeri 142.500.000 TL. nin davalılardan faiziyle birlikte tahsiline, diğer taleplerin reddine dair kararı Özel Daire’ce yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme, davanın dayanağını oluşturan mehir senedinin, davacıya o senede konu odanın kendisi adına tescilini isteme hakkını vermeyeceği, ancak, senetteki taahhüdün miras bırakanca yerine getirilmemiş olması nedeniyle, 7.10.1953 gün ve 8-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve onu esas alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.9.1994 gün ve 1994/2-47-564 sayılı kararı çerçevesinde davacının, davalı mirasçılardan tazminat isteyebileceği gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; Yerel Mahkemenin önceki kararı, bozma ilamı ve direnme kararlarının açıklanan gerekçe ve kapsamları itibariyle, davanın dayanağını oluşturan 25.9.1984 tarihli mehir senedine konu menkul mallar ile, 500 metrekarelik arsa yönünden Hukuk Genel Kurulu önüne gelen herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Yine, senette miras bırakanca davacıya bağışlandığı belirtilen, uyuşmazlığın üzerinde toplandığı bir göz odanın, anılan senedin tanzim tarihi itibariyle miras bırakan adına tapuya kayıtlı olan 13 parsel nolu taşınmaz üzerinde bulunduğu, dolayısıyla miras bırakanın bu bağışlama taahhüdünün tapulu taşınmaza ilişkin bir taahhüt olduğu, adi yazılı şekilde düzenlenmesi nedeniyle anılan senedin hukuken geçersiz olduğu ve davacının buna dayanarak mülkiyetin kendisine naklini isteyemeyeceği de uyuşmazlık konusu değildir.

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, tapulu taşınmaz üzerindeki binanın bir bölümünün bağışlanması taahhüdünü içermesi nedeniyle geçerliliği resmi şekilde düzenlenmesi koşuluna bağlı olduğu halde, adi yazılı şekilde düzenlenen ve bu yüzden geçersizliği çekişmesiz olan 25.9.1984 tarihli mehir senedindeki bu taahhüdün yerine getirilmemiş olmasının, davacıya tazminat isteme hakkını verip vermeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Bu noktada, yerel mahkemenin direnme gerekçesini dayandırdığı kararlar hakkında açıklama yapılmasında yarar bulunmaktadır:

Direnme kararında sözü edilen ve evlilik birliğinin kurulmasından sonra edinilmiş mallara ilişkin bulunan 7.10.1953 gün ve 8-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç bölümünde, aynen “Aralarında mevcut olduğunu iddia ettiği akdi bir münasebete müsteniden tapuda malik sıfatıyla mukayyet bulunan bir şahıstan sicildeki kaydın namına tashihini isteyen kimsenin, Medeni Kanunun 634. maddesine uygun şekilde davalı ile beyinlerinde in’ikad etmiş muteber bir akde istinad etmesi lazımdır. Böyle bir aktin in’ikad etmediği davacının beyanından anlaşıldıktan sonra, kanunun mevcut olmadığını kabul ettiği bir halin ispatı da artık mahkemece düşünülemez. Bu gibi hallerde davanın hukuki sebepten mahrum bulunması bakımından reddedilmesi iktiza ettiğine…” denilmektedir.

Bilindiği üzere, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, gerekçeleri itibariyle açıklayıcı ve sonuçları bakımından bağlayıcıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.9.1994 gün ve 1994/2-47-564 sayılı kararı da, yine, evlilik birliği içerisinde eşlerin ortak katkısıyla edinildiği halde, eşlerden biri adına tescil edilmiş olan bir taşınmazın yarı payının davacı adına tescili, olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemiyle açılan bir davaya ilişkin olup, yukarıdaki içtihadı birleştirme kararına atıf yapmakta ve onunla paralel bir sonucu öngörmektedir.

Görüldüğü üzere, Yerel Mahkemenin direnme hükmünde dayandığı her iki karar da, evlilik birliği içerisinde edinilmiş olan mallara ilişkindir. Eş söyleyişle, her iki karara konu davalarda, eşlerden biri, evlilik birliğinin kurulmasından sonra edinilen bir malın tamamının veya bir kısmının gerçekte kendisine ait olması gerektiğini ileri sürmüş ve bu olguya dayalı olarak talepte bulunmuştur.

Oysa, görülmekte olan davaya konu taşınmazın, evlilik birliğinin kurulmasından sonra davacının da katkısıyla edinildiği veya davacı tarafından edinildiği halde miras bırakan eşi adına tapuya tescil edildiği yönünde bir iddia ve bu yolda dayanılmış bir olgu yoktur. Dava dilekçesinde bu yolda bir iddia ileri sürülmediği gibi, davanın sonradan bu yolda ıslahı da söz konusu değildir.

Tersine, miras bırakan durumundaki koca adına tapuya kayıtlı olan bir taşınmazın, evlilik birliğinin kurulması aşamasında mehir senediyle davacı kadına bağışlandığı ileri sürülmüştür.

Dolayısıyla, yukarıda değinilen Yargıtay kararlarına konu olgular ile eldeki davaya konu olgu arasında herhangi bir benzerlik bulunmamaktadır. Özel Daire kararında açıklandığı ve esasen Yerel Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, tapuya kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin naklini öngören her türlü sözleşmelerin geçerli olabilmesi, resmi şekilde düzenlenmeleri koşuluna bağlıdır. Davada dayanılan 25.9.1984 tarihli mehir senedinin bu şekle uygun olmaması nedeniyle hukuken geçersiz olduğu açıktır. Geçersiz sözleşmeler, herhangi bir hak ve borç doğurmazlar; taraflar ancak o sözleşme nedeniyle karşı tarafa verdiklerini geri isteyebilirler. Somut olayda davacının anılan sözleşme nedeniyle verdiği herhangi bir şey de yoktur.

Hal böyle olunca, Yerel Mahkemece Özel Dairenin bozma kararına uyulması gerekirken, direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 12.5.2004 gününde oybirliği ile karar verildi

  1. Züleyha