Boşanma Halinde Eşlerin Ortak Banka Hesabının Durumu

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 1998/9017
K. 1999/2308
T. 18.3.1999
• TESELSÜLLÜ ORTAK HESAP ( Hesap Sahiplerinden Her Birinin Tek Başına Dilediği Miktarda Para Çekme Yetkisi )
• BÖLÜNEBİLİR HESAP ( Hesap Sahiplerinin Eşit Oranda Pay Sahibi Olmaları )
• TEVDİ MAHALLİ TAYİNİ ( Taraflar Arasındaki Uyuşmazlık Sebebiyle Müşterek Hesaptaki Para )
• BANKA KAYITLARINDA TESELSÜL KAYDI BULUNMAMASI ( Müşterek Hesapta Hesap Sahiplerinin Tasarruf Şekli )
• MÜŞTEREK MEVDUAT HESABI ÜZERİNDE TASARRUF ŞEKLİ ( Banka Kayıtlarında Teselsül Kaydı Bulunmaması )
• TESELSÜL KAYDI BULUNMAYAN MÜŞTEREK MEVDUAT HESABI ( Hesap Sahiplerinin Müşterek Hesap Üzerinde Tasarruf Hakkı )
• MEVDUAT HESABININ TESPİTİ ( Birden Çok Kişinin Birlikte Açtırdığı Müşterek Hesap )
• BİRDEN ÇOK KİŞİNİN BİRLİKTE AÇTIRDIĞI MÜŞTEREK HESAP ( Hesap Sahiplerinden Her Birinin Tek Başına Para Çekme Yetkisinin Olmaması )
• MÜŞTEREK HESAP ( Birden Çok Kişinin Birlikte Açtırdığı ve Anlaşmaya Göre Her Birinin Veya Birlikte Para Çekme Yetkisinin Olduğu Hesaplar )
• TESELSÜL HESAP ( Müşterek Açılan Hesaptan Hesap Sahiplerinin Her Birinin Tek Başına Dilediği Miktarda Para Çekme Yetkisinin Olması )
• BÖLÜNEBİLİR HESAP ( Müşterek Hesap Bir Tasarruf Kaydını İçermiyorsa ve Hesap Açtıranlar Hesaptaki Parayı Tek Başlarına Kullanamamaları Durumu )
818/m.148
ÖZET : 1 ) Banka hesabı, teselsüllü ortak hesap değilse her iki hesap sahibi de bankadaki para üzerinde eşit hakka sahiptir.

2 ) Bankanın, hesap sahipleri arasındaki anlaşmazlık nedeniyle paranın en az yarısını hesap sahiplerine ödememesi doğru değildir.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın Ankara Asliye 8. Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 8.7.1998 tarih ve 751-669 sayılı kararın Yargıtay`ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi S.Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili müvekkilinin, davalı bankanın Farabi Şubesindeki 2000357/4 nolu mevduat hesabına eşi davalının da dahil edilmesini istemiş, ise de, daha sonra boşanma davası açıldığını ve bu hesaba davalının hiçbir katkısının bulunmadığını, bankaya yapılan başvuruda iki tarafın muvafakatı olmadan hesaptan ödeme yapılamayacağının bildirildiğini ileri sürerek, mevduat hesabının müvekkiline ait olduğunun tesbiti ile hesap bakiyesinin ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı banka vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı vekili, mevduat hesabının müşterek hesap olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, davacının talimatı ile bankada açılan mevduat hesabının teselsüllü müşterek hesap haline gelmediği, zira her iki hesap sahibinin imzalarının alınmadığı, davalı bankanın da müteselsil hesap olmadığını bildirerek ödeme yapması gerekirken, yapmamakla muaraza yarattığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, davalılar temyiz etmişlerdir.

1- Davacı 24.10.1988 tarihinde davalı bankaya verdiği talimatta mevcut hesabından para aktarılarak kendisi ve o zaman ki eşi davalı F.S. adına yeni bir hesap açılmasını istemiş ve böylece dava konusu müşterek hesap ikisi adına açılmıştır. Davacı, davalı F.S. lehine böyle bir hukuki tasarrufta bulunduktan sonra, davalının hesaba hiçbir katkısının olmadığını iddia ederek bu tasarrufundan geri dönemez.

Müşterek hesaptaki dava konusu para üzerinde her iki hesap sahibinin de hakkı olmakla birlikte, hangi oranda pay sahibi oldukları üzerinde durmak gerekir.

Bankacılıkta birden çok kişinin birlikte açtırdığı ve anlaşmaya göre her birinin veya birlikte para çekme yetkisinin bulunduğu hesaplar müşterek hesaplardır. Hesap sahiplerinden her birinin tek başına dilediği miktarda para çekme yetkisi tanınmış ve bankanın bu yüzden sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmiş ise, ortada teselsüllü müşterek hesap var demektir. Uygulamada hesap cüzdanına ve hesap kartonuna hesabın teselsüllü olduğu yolunda kayıt yazılması yeterli görülmektedir. BK. md. 148 gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadır. Müşterek hesapların diğer bir türü de, hesap sahiplerinin müşterek imza ile para çekmeye yetkili oldukları hesaplardır. Böyle bir hesap tarzında alacaklılar tasarruf yetkilerini sınırlamış olurlar. Müşterek hesap bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hasap açtıranlar, hesaptaki parada tasarruf yetkisini birlikte veya münferiden kullanacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise, bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir ( Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Müşterek Hesaplar- Ankara 1959, sh 6-7 ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 1988 Sh. 330-331 ).

Dava konusu somut olayda, davacının ortak hesap açılmasına ilişkin talimatında ve banka hesap kartonunda hesabın teselsüllü müşterek hesap olduğu yolunda bir kayıt bulunmadığından davalı F.S. ve davacının paranın tamamında tek başına tasarruf yetkilerinin bulunmadığı ve her iki hesap sahibinin hesaptaki parada eşit oranda ( yarı yarıya ) pay sahibi olduklarının kabulü ile mahkemece bu yönde karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

2- Davalı banka vekilinin temyizine gelince, bankadaki hesabın müşterek ( bölünebilir ) hesap olduğu gözetilerek hesaptaki paranın en azından yarısının hesap sahiplerine ödenmesi gerekirdi. Ancak, hesap sahipleri arasında uyuşmazlık çıkması üzerine bankanın, paranın tümü için mahkemeden tevdi mahalli tayini istemiş olması da nazara alındığında davalı bankaya husumet yöneltilmesi doğru olmadığından hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı F.S. lehine, 2. bentte yazılı nedenlerle davalı banka lehine BOZULMASINA, 18.3.1999 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
E. 2005/5813
K. 2005/8367
T. 20.9.2005
• TESELSÜLLÜ MÜŞTEREK HESAP ( Bankacılıkta Birden Fazla Kişi Birlikte Hesap Açtırır Ve Her Biri Tek Başına Hesaptan Para Çekme Yetkisine Sahip Olursa )
• BÖLÜNEBİLİR HESAP ( Müşterek Hesap Bir Tasarruf Kaydını İçermiyorsa Ve Hesap Açtıranlar Hesaptaki Paradan Tasarruf Yetkisini Birlikte Veya Tek Başına Kullanacaklarını Belirtmeden Hesap Açtırmışlar İse – Hesap Sahiplerinin Eşit Oranda Pay Sahibi Oldukları )
• MÜTESELSİL ALACAKLI ( Teselsüllü Müşterek Hesap Açılması Halinde Hesap Sahipleri Bankaya Karşı Oldukları )
• BANKA HESAP KARTONU ( Hesabın Teselsüllü Müşterek Hesap Olduğu Yolunda Bir Kayıt Bulunmaması Halinde Bölünebilir Müşterek Hesap Olduğundan Tüm Davacıların Paranın Tamamında Tek Başına Tasarruf Yetkisinin Bulunmadığı – Tüm Hesap Sahiplerinin Eşit Oranda Pay Sahibi Olduğu )
818/m.148
ÖZET : Bankacılıkta birden fazla kişi birlikte hesap açtırır ve her biri tek başına hesaptan para çekme yetkisine sahip olursa, bu hesaba teselsüllü müşterek hesap denir. Borçlar Kanunu’nun 148. maddesi gereği, hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadırlar. Banka, ortak hesap sahiplerinden birine ödemede bulunmakla diğer hesap sahiplerine de ödemede bulunmuş sayılır. Müşterek hesap, bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hesap açtıranlar, hesaptaki paradan tasarruf yetkisini birlikte veya tek başına kullanacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir.

Somut olayda, banka hesap kartonunda ve davacıların murislerine verdikleri vekaletnamede, hesabın, teselsüllü müşterek hesap olduğu yolunda bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava konusu hesap, teselsüllü değil, bölünebilir müşterek hesap olduğundan, tüm davacıların paranın tamamında tek başına tasarruf yetkisinin bulunmadığının ve tüm hesap sahiplerinin hesaptaki parada eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada ( Ankara Asliye Birinci Ticaret Mahkemesince ) verilen 20.2.2004 tarih ve 2001/896-2004/45 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacılar vekili, davalı bankanın Ankara Şubesi’nde müvekkiline ait mevduat hesabı bulunduğunu, daha önceden tanıdıkları şube müdürünün öneri ve telkinleri sonucu davacılar adına Hazine bonosu alınması amacıyla davacı Şemsettin’in boş bir kağıdı imzalayarak banka müdürüne verdiğini, Hazine bonosunun alınamadığını belirten şube müdürünün “”imzalı boş kağıdı yırttığını”” belirterek davacı Şemsettin önünde bu kağıtları attığını, daha sonra hesabını kontrol eden davacının, hesaptaki paralara 18.4.2001 tarihli mevduat rehni ile T… İnş. Taah. Ltd. Şti.’nin borçlarına mahsuben el konulduğunun öğrenildiğini, davalı bankanın hile ile elde olunan boş imzalı kağıdın usulsüz olarak mevduat rehnine dönüştürülmesiyle, davacıların hesabında bulunan 325.000.000.000.- TL.’ye dava dışı şirketin borçlarına mahsuben el konulduğunu, ayrıca mevduat rehninde sadece davacı Şemsettin imzası olup diğerlerinin imzası olmadığından geçerli olmadığını ileri sürerek şimdilik 325.000.000.000.- TL.’nin 18.4.2001 tarihinden itibaren %152 faiziyle birlikte, olmadığı takdirde hesabın müşterek hesap olduğu dikkate alınarak davacı Şemsettin dışında kalan diğer davacıların hisselerine düşen 260.000.000.000.- TL’nin 18.4.2001 tarihinden itibaren %152 faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı TMSF vekili, aleyhinde açılan davalarda idari yargının görevli olduğunu, S… A.Ş.’nin halen tüzel kişiliği devam ettiğinden müvekkiline husumet yöneltilmeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı S… A.Ş. vekili, davacılar adına açılan müşterek hesabın açılışında davacı Şemsettin tarafından imzalanan “”Cari Hesap ve Bankacılık Hizmetleri Genel Sözleşmesi’ne göre, hesap sahiplerinin her birinin tek başına tasarrufta bulunma yetkileri olduğunu, Şemsettin tarafından açtırılan müşterek hesabın teselsüllü müşterek hesap olup Şemsettin’in tek başına yaptığı tasarrufun yasal olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporları ve dosya kapsamına göre, mevduat rehni verilmesiyle ilgili belgenin hile ile alındığı, üzerinin anlaşmaya aykırı doldurulduğu konusunda ve Şemsettin’in temyiz kudretinden yoksun olduğu konusunda herhangi bir delil elde edilemediği, dava konusu hesabın müşterek hesap olduğunda bir ihtilaf bulunmadığı, her ne kadar sözleşmede sadece Şemsettin’in imzası mevcut ise de aile reisi olan Şemsettin’in eşi ve çocuklarını da dahil ederek müşterek bir hesap açtığı, ancak eşi ve çocuklarının temsili için banka tarafından vekaletname istendiği ve vekaletnamenin de gönderildiği, bu durumda diğer davacıların, Şemsettin’in açmış olduğu hesap ile ilgili işlemlere icazet verdiklerini kabul etmek gerektiği, diğer davacıların müşterek imza ile paralarının çekilebileceği, ya da hesap üzerinde tasarruf edilebileceği konusunda bankaya herhangi bir talimat vermedikleri, bu durumda taraflardan her birinin hesapta tasarruf ederken payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket ettiğinin kabulünün zorunlu olduğu, davacılardan Şemsettin’in mevduat rehni verdiği ve sözleşmenin 1-5. maddesine göre de tek başına hareket etme imkanına sahip olmasına göre, davacıların davalılardan bir talepte bulunamayacağı, davalı TMSF’ye husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Karar, davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve 18.4.2001 tarihli mevduat rehni belgesinin davacı ölü Şemsettin’in hile sonucu imzaladığı iddiasını kanıtlamaya elverişli delil bulunmadığının anlaşılmış olmasına göre, ölü Şemsettin’in payına isabet eden ve mirasçıları olan diğer davacılara intikal eden miktara ve davalı TMSF hakkındaki hükme ilişkin davacılar vekilinin temyiz itirazının reddi ile bu yöne ilişkin hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.

2- Davacılar Yasemin, M. Hakan, Edibe ve Şehnaz’ın kendi payına ilişkin temyizine gelince; Şemsettin tarafından 14.3.2001 tarihinde Yasemin, M. Hakan, Şemsettin, Edibe ve Şehnaz adına hesap açılması istenilmiş ve böylece dava konusu müşterek hesap beş kişi adına açılmıştır.

Bankacılıkta birden fazla kişi birlikte hesap açtırır ve her biri tek başına hesaptan para çekme yetkisine sahip olursa, bu hesaba teselsüllü ortak hesap ( müşterek hesap ) denir ve BK’nın 148. maddesi gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumunda olur. Banka, ortak hesap sahiplerinden birine ödemede bulunma ile, diğer hesap sahibine de ödemede bulunmuş sayılır. Uygulamada hesap cüzdanına ve hesap kartonuna hesabın teselsüllü olduğu yolunda kayıt yazılması yeterli görülmektedir. BK’nın 148. maddesi gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadır. Müşterek hesapların diğer bir türü de, hesap sahiplerinin müşterek imza ile para çekmeye yetkili oldukları hesaplardır. Böyle bir hesap tarzında alacaklılar tasarruf yetkilerini sınırlamış olurlar. Müşterek hesap, bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hesap açtıranlar, hesaptaki paradan tasarruf yetkisini birlikte veya münferiden kullanacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise, bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir. ( Prof. Dr. Seza Reisoğlu, Bankalar Kanunu Şerhi, Ankara, 2002, sh. 384-386 ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Banka Hukukunun Esasları, İstanbul, 1988, sh. 330-331 ).

Dava konusu somut olayda, banka hesap kartonunda ve davacılar Yasemin, M. Hakan, Edibe ve Şehnaz tarafından davacı Şemsettin’e verdikleri 13.3.2001 tarihli vekaletnamede, hesabın, teselsüllü müşterek hesap olduğu yolunda bir kayıt bulunmamaktadır. Cari Hesap ve Bankacılık Hizmetleri Genel Sözleşmesi de sadece Şemsettin tarafından imzalanmış olup diğer davacılar tarafından imzalanmadığı gibi, onlar adına vekaleten imzalandığına dair bir kayıt da bulunmamaktadır. Bu durumda dava konusu hesap, teselsüllü müşterek hesap olmayıp bölünebilir müşterek hesap olduğundan, davacı Şemsettin ve diğer davacıların paranın tamamında tek başına tasarruf yetkisi bulunmadığı ve tüm hesap sahiplerinin hesaptaki parada eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir.

Davacılar Yasemin, M. Hakan, Edibe ve Şehnaz tarafından Şemsettin’e verilen 13.3.2001 tarihli vekaletnamede kazandırıcı işlemler için yetki verilmiş olup hesabın rehnedilmesi konusunda bir yetki verilmemiştir. Tüm davacılar adına açılan müşterek hesaptaki paranın tamamı üzerinde Şemsettin’in tasarruf yetkisi bulunmadığı, davacılar Yasemin, M. Hakan, Edibe ve Şehnaz’ın payına isabet eden kısma ilişkin “mevduat rehni” belgesinin geçersiz olduğunun kabulü ile, davacılar Yasemin, M. Hakan, Edibe ve Şehnaz’ın payına isabet eden miktar yönünden adı geçen davacıların talepte bulunabileceğinin kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle tüm davacılar yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı Şemsettin’in payına isabet eden ve ölümü ile mirasçılarına intikal eden paya ilişkin dava ve davalı TMSF hakkındaki dava hakkında verilen mahkeme kararının ONANMASINA, ( 2 ) numaralı bette açıklanan nedenlerle davacılar Yasemin, M. Hakan, Edibe ve Şehnaz payına isabet eden kısma ilişkin hükmün adı geçen davacılar yararına BOZULMASINA, takdir edilen 400.000.- YTL duruşma vekillik ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.9.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

  1. Kadir